Köydeki Tatilim

Aslen Erzincan’ın bir köyündeniz. Benim yaşım onsekiz. Liseyi bu sene bitirdim, hem de iyi bir dereceyle. Adım Cemal. İlkokulu bitirdikten sonra babam anneme “Çocuğu okutabilmek için İstanbul’a gitmemiz gerekli” demiş ve sonunda buralara geldik. Evimiz Çapa’da. Babam evimize yakın bir dükkanda kasaplık yapıyor. Ne de olsa Erzincanlı. Doğu’dan bilhassa Erzincan’dan bir fazla tanıdığı celep ve kasap var. Yani anlayacağınız sonunda babamın ısrarlarına dayanamadım ve ona “Tamam köye gitmeye karar verdim” dedim. Babam fazla sevindi ve bana “Orda iyice kendine gel ve üniversiteye kendini iyice hazırla” dedi. Ardından da “Zaten babaannen ve amcanlar bizim sana baktığımızdan daha da iyi bakarlar ve bir dediğini iki etmezler” dedi. İşte sizlere yazmaya karar verdiğim vaka da benim köye gitmemle başladı. Babamla konuştuktan üç gün sonra yola çıktım. Erzincan’a gelince köydeki amcamları telefonla arayarak geldiğimi havadis, bilgi, salık verdim. Ancak onlara “Bu gece burada dayımlarda kalıp yarın orada olacağım” dedim ve dayımlara gittim. Biraz özlem giderdikten sonra onlara “Çıkıp gezmek ve de bazı arkadaşlarımı görmek istiyorum” dedim. Hilmi dayım kalender adamdı ve “Dolaş yeğen dolaş. Ancak eve fazla geç kalma ki, akşam beraber sofraya oturalım” dedi. Ona “Tamam dayı” dedim. Onların evinden ayrılarak kent merkezinde bir kafeye gidip oturdum. Kafe hayli kalabalıktı. Giysileri ve tavırlarından anladığım kadarıyla aka şehirlerden gelip buradaki üniversitelerde okuyan erkekler ve kızlar vardı. İçimden “Keşke bende onlar gibi üniversiteyi kazanıp üniversiteli olsam” diye aklımdan geçirdim. Bu arada garson yanıma gelerek “Ne içersiniz?” dedi. Doğulu olup da çaydan diğer bir şey içilir miydi? Garsona “Bana bir çay” dedim. Yanımdaki masada ise kızlı erkekli yedi sekiz şahıs vardı. Garson çayı getirdikten sonra, şekeri kıtlama yaparak içmeye başladım.

Bu arada yanımdaki masada oturan esmer, küçük tefek ancak yüzü fazla güzel kız “Siz çayı hep böyle mi içersiniz?” dedi. Ona döndüm ve gülümseyerek “Ben Erzincanlıyım. Yıllardır çayı biz böyle içeriz. Anlayacağınız böyle alıştım gitti” dedim. Kız “Bende bir iki ay denedim ama inan ki çaydan hiç beğeni almadım” dedi. Onunla konuşmaya başlayınca arkadaşları da “Böyle gel beraber oturalım” dediler. Ordan burdan derken, liseyi İstanbul’da bitirdiğimi ve köye dinlenmeye geldiğimi söyledim. İstanbul’dan Çapa’dan geldiğimi söyleyince, bana kıtlama çay içemediğini söyleyen ve adı Gülsen olan kız derin bir iç çekti ve “Biliyor musun Cemal, ben İstanbulluyum ve evimiz de Bakırköy’de” dedi. Gülsen bir anda hüzünlendi ve neredeyse ağlayacak hale geldi. Anlaşılan uzun zamandır İstanbul’a gitmemişti ya da İstanbul’da sevgilisi falan vardı. Ben ilk anda öyle düşündüm. Gülsen’in yaşı ise herhalde 22 veya 23 gibiydi. Gülsen burada tuttukları bir evde üç arkadaşıyla beraber kalıyormuş. “Eviniz nerede?” diye sorunca bana eliyle “Şu caddenin aşağısında” dedi. Tam isabetti. Çünkü dayımların evi de oradaydı. Ona “Benim bu gece kalacağım dayımların evi de orada” dedim. Bir iki saat kadar hep beraber oturduk ve masadan yavaş yavaş diğeri arkadaşlar kalkıp gitmeye başladılar.

Gülsen bana dönüp “Hadi bizde kalkıp eve gidelim” dedi. Ona “Olur” derken gözlerimi ondan ayıramadım. Kendisine dikkatlice baktığımı ayrım eden Gülsen, “Cemal beni fazla mu beğendin?” deyiverdi. Şaşırmıştım ama kendimi acele toparlayarak “Evet, bunda ne var ki? Sen fazla güzel bir kızsın” dedim. Benim aleni ifadem herhalde onu etkiledi ki “Gerçekten beni güzel mi buluyorsun?” diye yine sordu. Ona yine “Evet” dedim. Ana caddeden aşağıya doğru yürürken bu kez o gözlerini yüzüme dikti. Derken bir anda elimi tuttu ve sıkmaya başladı. İşte şimdi ben tam manasıyla şaşırıp kalmıştım. Eli alaz alaz yanıyordu ve giderek de daha fazla sıkıyordu. Bu kez ben parmaklarımı parmaklarına geçirdim ama yüzümün de kıpkırmızı olduğunu hissettim. Dakikalarca yürüdük ve ondan ses çıkmadı. İkimiz de halimizden memnunduk ve bedenimi giderek onun sıcaklığı sardı. Parkın önünden geçerken, “Cemal biraz oturalım. Sana söyleyeceklerim var” dedi. Yeni tanıdığım biri bana ne söyleyebilirdi ki? Oturduk ve bana aleni aleni “Seninle beraber olmak istiyorum. Çünkü şu anda benliğim de, duygularım da bana “Onunla beraber olmalısın diyor” dedi. Ona “Peki” dedim ve “Ama nerede?” diye de ekledim. “Hadi bizim eve gidelim” dedi. El ele onların eve gittik.

Bir arkadaşı vardı ve onu derhal evden gönderdi. O kız gider gitmez gelip benim dudaklarıma yumuldu. Hızla elini sikime atarak kavradı ve hamur yoğurur gibi sıkmaya ve de ovalamaya başladı. Elini sikimden bir ara çekti ve hızla soyunarak çırılçıplak kaldı. Ardından bana “Hadi sende soyun” dedi. Benim yavaş davrandığımı görünce kırıtarak yanıma geldi. Beni soymaya ve soyarken de yalayıp öpmeye başladı. Böylesini ilk kez yaşadığım için ne yapacağımı bilemiyordum. Fakat işin sonunu tahmin ediyordum. Herşey olacağına varırdı ve derhal onu yatağına yatırarak üstüne çıktım. Memelerini elime alarak “Şapurr, şupurrr!” öpmeye ve sıkmaya başladım. Sikim ise otuzbir çektiğim zamanlardan daha da iri olmuştu. Ani bire onu tutan Gülsen, ağzına götürerek emmeye ve “Mmhhh, mmhhhh!” yapmaya başladı. İkimiz de çırılçıplaktık ve ani bire onun kız olup olmadığı aklıma geldi. Aniden yavaşladım ve o ne söyleyeceğimi anlamış gibi “Korkma, korkma ben kız değilim. İstediğini yap” dedi. İyice kendimden geçtiğim için onun altına bulduğum aka bir yastığı ittirdim ve amını tabak gibi ortalık yere çıkartarak ardında da yarağımı amına sürttürmeye başladım. Fırçadan iyice hoşlandığı belli olan Gülsen, sikimi kavradı ve amının deliğinin üstüne getirerek “Hadi bakalım, bana onu yerleştir” dedi. Kendimden geçmek üzereydim ve onun dediğini yaptım. Sikim kaşla göz arasında onun amından içeri girdi ve “Tak!” diye dibini buldu. İçim ürpermişti ama yaşadığım ve aldığım beğeni bambaşkaydı. Çıkartıp çıkartıp ona soktukça, “Ahhhhh, ohhhhh!” diye inliyordu. Bense durmak bilmeden onun amına sokuyordum. Ancak öyle bir an geldi ki, içim ve bedenim tirtir titremeye, ardından da kasılmaya başladı. Üç beş dakika sonra ise ikimiz ani bağıra çağıra boşaldık. Az sonra altımdan ok gibi fırladı ve banyoya gitti. Geldiği vakit yüzünde sanki güller açmıştı. Bana “Sen adi kuvvetli bir erkekmişsin” dedi. Bu benim gururumu okşadı ve bende ona “Sende fazla iyiydin” dedim. Akşam olmak üzereydi ve ben durumu ona anlatarak yine buluşmak üzere evlerinden çıkıp derhal yakındaki dayımların evine gittim. Onunla bir fazla kez beraber oldum. Ancak tatil bitip ben İstanbul’a dönünce aklım onda takılı kaldı ve ben hala onu düşünüyorum.